Rousseau ise toplumsal anlaşmayı şöyle açıklamaktadır. İnsanlar toplum hâlinde yaşamaya karar verdiklerinde haklarını topluma devrederek siyasal toplumu oluşturmuşlardır. Her fert siyasal haklarından vazgeçerek topluma katılmıştır. Herkes kendini herkese vermekle aslında hiç kimseye vermemektedir. İşte insanın haklarıyla birlikte topluma girmesine, toplumsal sözleşme denmektedir. Bu sözleşme zımni bir sözleşmedir. Büyük sosyolog ve düşünür İbn-i Haldun da devleti şöyle tanımlamaktadır. Devlet, insanoğluna mutlak anlamda gerekli olan bir müessesedir. Bu sâdece hukuk kurallarının uygulanması anlamında bir zorunluluk değil, tabiî bir zorunluluktur. Bu zorunluluk insanoğlunun medenî ve siyasî bir varlık olmasından kaynaklanan ve varlığını sürdürmesi için şart olan sosyal örgütlenmenin bir sonucudur. Sosyal zaruretler ve maddî ihtiyaçlar bu örgütlenmeyi zorunlu kılar. Böylece devlet, târihin ilk dönemlerinden beri sosyal hayâtın bir gerçeği olarak var olmuştur. Beşerî ihtiyaçların karşılanması amacıyla sosyalleşen insan, zamanla toplumdaki diğer bireylerle bir arada yaşamak zorunda olduğu için, ortak çalışma ve iş bölümüne girmişler, böylece devlet düzenine geçilmiştir. Gazâli’nin devlet konusundaki görüşleri ise, iktisadî ve biyolojik nazariyelere yakınlık arz eder. Gazâli, insanların haksızlığa ve isyâna meyilli yaratıldığından, mutlu bir toplumun oluşturulabilmesi için bu tür davranışlara engel olabilecek bir otoriteye ihtiyaç duyulduğunu belirtir. Bu otorite, devlettir. Toplumda düzenin ve istikrarın sağlanması, devlete ve onun başında bulunan idârecilere bağlıdır. Aksi hâlde anarşi doğabilir. Devlet, toplumsal gelişmenin belli bir aşamasında ortaya çıkmış, kamusal sorunların çözülmesi amacıyla rasyonel bir örgütlenmeye duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmış, tarihî süreç içinde gelişme kaydederek bugünün modern devleti doğmuştur.11 Tüm bu tanımların ışığında devleti şöyle tanımlayabiliriz: belli bir toprak parçası üzerinde,ortak bir geçmişe ve değerlere sahip insanların, belli amaçlarla bir araya gelmesiyle oluşan, emretme, kanun koyma ve zorunlu hallerde hürriyeti kısıtlama yetkisine sahip, teşkilâtlanmış siyasî hakimiyettir. Dip Notlar: 11 Davut Dursun, Siyaset ve Toplum, Emre Yay., İstanbul 1996, s. 11. Kitap devam ediyor...