Bu nizamcılık, bilhassa onlu sisteme dayalı askeri teşkilât, bir takım sosyal müesseseler ve temel siyasal sistemde kendisini gösterir. Türk düşüncesinde önemli bir yere sahip otoriter devlet anlayışının iki kaynağından biri, töreye sıkıca bağlılık, ikincisi ise devlet kuruluşlarının işleyişine damgasını vuran bu nizamcılıkta ısrar edilmesidir. Aynı nizam Türk Dili’ne de yansımıştır ki, Türkçe’nin başka dillerden farkından biri de kurallı cümlelerin kullanımıdır. Zor ve çetin bozkır hayatının şartlarını belgelercesine kısa ama mâna yüklü ve sert cümleler Türk Dili’nin temel özelliklerindendir. İnsanların içinde bulunduğu coğrafi ve fiziki şartların hayat tarzı üzerinde çeşitli etkiler yaptığı birçok ilim adamı tarafından da vurgulanan bir gerçektir. İklim de çeşitli bakımlardan insanların hayat tarzına, düşünce tarzına, inanç ve dünya görüşüne, örf ve geleneklerine, kısacası tüm kültürüne yön verici etkiye sahip bir unsurdur. İbn-i Haldun, iklimin tabiat, ahlak ve zevkler üzerinde yaptığı etkilerden uzun uzadıya sözederek bu konuda birçok örnek sunar. 14 Türkler çok geniş alanlarda, at sırtında, devamlı bir hareketlilik içinde yaşamışlardır. Türk insanına çok geniş ufuklar kazandıran bu hayat tarzı devlet anlayışının şekillenmesinde de çok büyük rol oynamıştır. Türk insanının karakterini de şekillendiren bozkır hayatı ile yerleşik hayat arasında temel bazı farklar vardır. Yerleşik kültür insanı (özellikle ilk devirlerde) sadece aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar sınırlı topraklarla meşgul olmuşlar, ellerindeki bu küçük arazi parçasıyla yetinmeyi öğrenerek bir çeşit tevekküle bürünmüşlerdir. Ekonomik faaliyet açısından daha çok oturmaya mahkum olmuş, atıl kalmış ve sınırlı aile menfaatlerinden başka bir savunma problemleri olmamıştır. Buna karşın bozkır insanı aile fertlerinden başka yüz binlerce hayvanı ve otlaklarını düşünmek zorunda olduğu için, başlangıçtan itibaren yaygınlık özelliği sergilemiştir. Daima hareketli bir hayatın takipçisi olmuştur. Bozkır insanı kalabalık sürülerini kışın ayrı, yazın ayrı otlaklara kayıp vermeden, türlü şekillerde sevk etmek, onlara bol su sağlamak, su kaynaklarını ve otlakları muhafaza etmek, yazlık ve kışlıklarda sürüleri barındırmak, sürüleri birbirinden ayırt edebilmek, onları hastalıklara karşı korumak ve tedavi etmek zorunda kalmışlardır. Otlakları ve su kaynaklarını kullanma konusunda problem çıktığı zaman tarafsızlığı herkes tarafından kabul edilmiş ve sistematize edilmiş bir hakem kurumu tarafından çözümüne başvurmak zorunda kalmıştır. Rekabet söz konusu olduğun da oradaki kabilelerin toplanarak birbirlerini himaye etmesi ve daima mücadeleye hazır tutulması zorunluluğu ile karşı karşıya olmuştur. Dip Notlar: 14 İbn-i Haldun, Mukaddime, (çev. Zakir Kadiri Ugan) M.E.B. Yay., İstanbul 1990, s. 12. Kitap devam ediyor...