Türklere ilk Müslümanlık teklifi gelmesi ile devlet olarak İslâmiyet’e girilmesi arasında 200 yıl gibi uzun bir dönem vardır. Bunun en önemli nedeni Emevi orduları ve Emevi sülalesinin bir istila ordusu gibi davranmasıdır. Türklerle Müslümanların kader birliği yapmaları, başlıca iki sebebe dayanmaktadır. Biri, dini inanç yönünden İslâmın Allah inancı ile Türklerin Gök Tanrı inancı arasındaki benzerliktir. Diğeri de İslâm aleminin Türk gücüne olan ihtiyacıdır.241 9.yy’dan sonra Türklerin büyük bir çoğunluğu kendi örf ve âdetlerine uygun olan İslâmiyete girmeye karar vermişlerdir. Anadolu’da oluşan kültür de saf Türk kültürü ile İslâmiyetin birleşimidir. Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra bünyelerine çok uygun olduğu için kolay kolay bırakmamışlar, İslâm dininde sebat etmişlerdir. Türklerin İslâm dininde uzun süre kalmalarının bir nedeni de daha önce inandıkları dinler ile İslâm dininin birçok yönden birbirine çok benzemesi yatar. Örneğin Türklerin her şeyi yaratan bir Gök-Tanrıya inanmaları İslâmın Allah inancı ile uyuşmaktadır. Aynı şekilde öldükten sonra hayata inandıkları için ölülerini eşyaları ile birlikte gömmeleri İslâm’ın kabir ve kıyamet kavramları ile benzeşmektedir. Günlük hayatta da insanlar daima tanrının kontrolü altında olduklarına inanırlar, özellikle hakanın yönetiminin kaynağının tanrıdan geldiğini savunurlardı. Bu inanç ile İslâm dininin tüm nimetlerin kaynağında Allah’ın olması, Allah’ın insanları her zaman kontrol etmesi ve olumsuz davranışlarını mutlaka cezalandıracağı inançları ile büyük ölçüde uyuşmaktadır. 9.yy’dan itibaren Müslüman olmaya başlayan Türkler tarih sahnesinde farklı bir nitelikle çıkmışlardır. Selçuklularda siyasi iktidarın karşısında çok önemli bir güce sahip olan dini örgütlenmenin başında halife vardı. Ama en başta en büyük otorite olan sultan bulunurdu. Selçuklularda din ve dünya işlerin birbirinden ayrılmış halife ise sadece sultan ile çatışmayan dini gücün temsilcisi durumundaydı. Osmanlılarda ise dini otorite bilindiği gibi halife idi. İslâm dininin en büyük makamı olan halifelik, Osmanlı devri zamanında farklı bir işleyişe kavuşmuştur. Ayrıca dini konularda ve tüm devlet işlerinde görüş bildiren ve fetva yayınlayan Şeyhülislâm, Osmanlılarda dini teşkilâtlanmanın en üst kademesi idi. Padişahlar, devlet işlerinde genellikle ondan yorum ve onay alarak hareket ederlerdi. Kitap devam ediyor...